“MÜŞTERİ” OLABİLMEK
Ekonomideki olmasa bile, havalardaki aydınlık itibariyle, yaza giriş yaptığımız şu günlerde herkes moralini biraz toparlamış görünüyor.
ÖTV indirimi ile desteklenen otomobil piyasası, bu indirimde son 3 haftaya girilmesi itibariyle biraz daha hareket bekliyor. Ama bununla yetinmiyor, mevcut durumu kampanyalarla destekliyor ve yaz mevsimine yönelik reklamlar ile otomobili bir lüks olarak algılanmaktan çıkarma yolunda büyük yol kat etmiş durumdalar. Her geçen gün biraz daha ‘su konseptiyle süslenen inşaat sektörü de aynı şekilde, kentin kuru ikliminden biraz daha nüfus çalınabileceği beklentisinde. Bunu yaparken de bu trendi bir moda olarak dayatma yoluna gitmeden, olayı bir well-being gereği şeklinde lanse ediyorlar. Çarşıya pazara indiğinizde, farklı ürün gruplarının perakendesinde de durum çok farklı değil. Müşteri ihtiyaç ve beklentileri, uzaya araç gönderme titizliğinde hesaplanmışa benziyor.
Sonuç itibariyle genel görüntü bize şunu veriyor. Artık hiçbir iş grubu plansız arzda bulunmuyor. Bir talep yaratmadan veya mevcut talep üzerine kapsamlı raporlamaya gitmeden, taciz atışı şeklinde ürün sürümü yapacak her marka kısa zamanda kendini tribünde bulacağını biliyor. Peki bu kaynakların kısılması anlamına da geliyor mu, bilakis, doğru noktaya gideceğini bildiği sürece artık herkes bu atış için daha fazla mermi satın alıyor.
Dolayısıyla markalar hangi çalışmaları yapıyor;
· Geçmiş satışlarını mercek altına alıyor.
· Rakiplerinin medyaya yansıyan ve iş ortaklarından sızdırılan satışlarını dikkate alıyor.
· Dünyada gerçekleşen gelişme ve satışlara karşı kulakları her zamankinden açık.
· Bir önceki versiyonu başarılı olmuş ürünlerinin yeni versiyonları için daha sabırsız, fakat daha bile özenli ve daha bile mükemmelciler.
· Ürünleri içinde modifiyeye ihtiyaç duyan, başarılı olma potansiyeline sahip kalemler konusunda, artık inovatif düşünebilme yeteneği geliştirmiş durumdalar.
Tüketici odaklı tüm bu gelişmeleri düşününce, alımda hata yapmak neredeyse imkânsızlaştı. Aldığınız ürün, ihtiyaçlarınızdan X’e cevap vermese, Y’ye cevap veriyor neredeyse. Fakat konumuz bundan ziyade, iş dünyası üzerine düşeni bu kadar yaparken, iyi bir karne için ‘müşteri’ ne kadar çaba gösteriyor? İhtiyacının Y’den önce X olduğunu ne kadar hatırlıyor –hatta hiç hatırlıyor mu? Aslında hiçbir zaman “müşteri” olamayarak, “tüketici” olarak kalmaya mahkûm mu? Sadece kitlenin bir parçası mı?
Hep söylüyoruz, “tüketici” olmak, zaten doğumla gelen bir şey. Elinizde bile değil. Ancak “Müşteri’ olabilmek hala bir sanat”. Fakat bu sanat ne kadar icra ediliyor?
Bundan sonraki yazımızda, müşterinin marka ve sektörce “kitle” olarak değerlendirilmesi ve müşterinin bu anlayışa rağmen bireyselliğini muhafaza edebilmesinin yollarını ve faydalarını konuşacağız.
Teoman Akben