Konuşmacı: Stefan Sagmeister / Grafik Tasarımın Rock Starı
Görüşleri: Tasarım ve Mutluluk
Tasarladığı sıradışı albüm kapakları, posterler ve kitaplarıyla grafik tasarım dünyasının en büyük hayran kitlesine sahip yaratıcılarından biri olan Sagmeister, “Tasarım ve Mutluluk” konulu konuşmasına, “Yaptığın herşey ya da yaşamda gittiğin yolda Niye, Neyi? Yaptığını açıklıyorsa/açıklayabiliyorsan sonucunda mutlu olunabileceğini” belirterek sözlerine başladı. Haz/mutluluğun kısa vadeli, memnuniyet ve tatminin uzun vadeli duygular olduğunu belirtti.
Avusturya doğumlu ünlü tasarımcı eğitim yaşamını Amerikada sürdürdüğünü ve çalışma hayatını ise Uzak Doğu’da başladığını belirterek, hayatın rutini içinde bazı anları kaçırdığını fark ettiğini noktada herseyi bırakıp, 1 yıllığına Endenozya’da günlük hayatın temposunu unutmuş bir şekilde nasıl bir yaşam sürdürdüğünü fotograflarla katılımcılara aktarmaya çalıştı. Bu deneyimlerini 2008 yılında “Bu Güne Kadar Hayattan Öğrendiklerim“ başlığını taşıyan kitabında yer verdiğini söyleyen tasarımcı, yaşam rutini dışına çıkmakla, meditasyonla, doğa ile yaşamakla tasarım ruhunu bütünleştirdiği bir çok alanda farklı çalışmalarda bulunarak, ilham kaynaklarını besleyecek konularda arayışlarını sürdürmenin, işine kattığı mutluluğun anlam ve önemi dahilindeki almış olduğu geri bildirimleri dinleyicilerle paylaştı.
Ünlü tasarım çalışmalarını Zürih, Viyana, New York, Berlin, Tokyo, Osaka ve Miami gibi dünyanın çeşitli şehirlerinde düzenlenmekte olan bağımsız sergilerle geniş kitlelere nasıl ilham verdiğini gözler önüne sermeyi başaran ünlü tasarımcı, çalışmalarında en ince ayrıntılara gösterdiği özenle izleyicilere her bakışta yeni bir yönünü keşfettirdi.
Tasarımın sayısız markaya dokunarak ve onların öykülerine nasıl bir anlam kattığını vurgulayan Grammy ödüllü (2005) tasarımcı, ilham kaynağı olacak herseyi bir koltuk, bir lamba, bir mobilyada nasıl can bulduğunu ve insanların bu tasarımlarla nasıl kendi duygu düşüncelerini bağdaştırdığını ve yapılan işin memnuniyet ölçüsünün hem kendisine hem markalara neler kattığını fotoğraflarla katılımcılara sunmaya çalıştı. Sagmeister, işine ne kadar büyük ciddiyetle bağlı olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.
Konuşmacı: Chritian Louboutin - Kırmızı Tabanlı Ayakkabıların Büyücüsü
Görüşleri: Markanın Adı Louboutın
Moda dünyasını kırmızı tabanlı, sivri topuklu ayakkabılarıyla fetheden ünlü modacı, 1982 yılında dönemin ünlü ayakkabı tasarımcısı ve Christian Dior ayakkabı kolleksiyonunun yaratıcısı Charles Jourdan’ın yanında işe başlarken bugün 46 ülkede çok büyük bir uluslararası marka konumuna geleceği hakkında hiçbir fikri olmadığını söyleyerek konuşmasına başladı. Louboutin, o zamanlarda hayalgücünü kullanarak kendince bir tasarım oluşturmaya başladığını bunun oldukca zaman aldığını belirterek, “bir takım şeyleri yapıp, beklemek ve sonuçlarına göre onu takip etmenin” bugünlere gelişindeki 17 yıllık deneyimini dinleyicilere aktarmaya çalıştı. Bir markanın ortaya çıkması “zaman alıyor, birikim gerekiyor ve değişim her daim devam ediyor“ diyen ünlü modacı;
· Her zaman kaliteye odaklanılmalı
· Yaratıcılığa önem verilmeli
· Deneyim önemli
nunlar olduktan sonra geri kalan her alanda başarı sağlanabilecek olduğunu vurguladı.
“Tasarım mı şirketi sürüklüyor, şirket mi tasarımı sürüklüyor?“ sorusu ile karşılaştığında kesinlikle “Tasarım” diyen konuşmacı, marka olmak için ürünü satın alanların ürüne dair bir hikayesi olması gerektiğini düşündüğünü belirtti ve yaşadığı örnek hikayeleri dinleyicilerle paylaştı. "Marka sadece üst segmente hitap etmemeli, ayakkabılarını sadece ünlülerin değil herkesin giymesini istediğini belirten ünlü modacı, eğer ürünün tüketicisi, üreticisine olağan davranışları ile ilham veriyorsa marka oluşmuş demektir” diyerek , "İstanbul'un nasıl bir ayakkabıya ihtiyacı var?" sorusuna ise ünlü ayakkabı modacısı, "Siyah. Güneşin yüzünü çok fazla gösterdiği bu şehre siyah ve kadife bir ayakkabı yakışır" diye cevap verdi.
Yurtdışında bir çok ülkede kapak olmuş ürün ve tasarımları katılımcılarla paylaşan ünlü modacı; “Ayakkabı bazen elbise gibidir, bazen ise soyunmak gibidir” diyerek tasarımın ürüne dönüştüğü noktada insanlar tarafından tercih edilmesinin arkasında yatan özelliklerin neler olduğunu müşterilere çok iyi anlatılması gerektiğini vurgulayarak sunumunu noktaladı.
Konuşmacı: Dean Aragon - Elidor Dünya Başkan Yardımcısı / Guy Murphy - Elidor Global Strateji Planlama Direktörü
Görüşleri: Co-Creation - Marka Deneyiminde Yeni Bir Dönem
Unılever’in 60’dan fazla ülkede satışa sunulan, en büyük saç bakım markası Elidor’un dünyada 55, türkiye’de 36 yıldır kadınların farklı saç sorunlarına ve ihtiyaçlarına çözümler üreten markaya yön veren konuşmacıları, Co –Creations ile yepyeni bir soluk getiren marka yapılanma stratejilerinin neler olduğunu anlatarak sözlerine başladılar.
· A Presentation About: Marka gereğinden fazla ego sahibi olmamalı, Markalar alçakgönüllü, mütevazi olmalıdır.
· Brand Confidence: Markaya güven her şeyin önündedir.
3-1+1=3
Marka dışından farklı şeyler eklemek, ünlü / uzman birini markaya dahil etmek.
· Product is King: Hizmettin yanında üretim yeri / koşulları önemli, teknoloji nasıl kullanıldı. Ürün zafiyeti pazarlama ve reklam ile giderilmez.
· Co-Creatıon With Experts: Uzmanlar ve deneyim sahibi kişiler tarafından üretim ve kullanım tercih ve teknikleri tüketiciye anlatılmalı.
· Principles Of Co-Creatıons: Ürünün yeri rahattayken yeni bir marka çıkarıp markayı canlandırmak.
Konuşmacılar, dünya genelinde yapılan araştırmalarda kadınların saç konusunda kendi tercihleri ya da arkadaş önerilerinden çok o konunun uzmanı olarak gördükleri kişilerin öneri ve tavsiyelerine itibar ettiklerini söylediler. Konuşmacılar, Yeni marka deneyiminde bu konuya önem vererek dünyaca ünlü 7 saç uzmanı ile biraraya geldiklerini ve bu hareketle Co-Creations sersini yarattıklarını ve yeni bir deneyim yaratmak için markayı yeni bir yolculuğa çıkarttıklarını anlattılar.
Dean Aragon, yapılan bir diğer araştırma sonucunda; ”Bir kadının saçları o gün formundaysa karşısında durabilecek bir engel olmadığı, ancak cansız ve sönük ise o gün tatsız ve keyifsiz bir gün geçirdikleri” sonucu çıktığını ve Elidor’un yeni marka deneyimini yaşatırken bunu gözönüne alarak uzmanlarca markayı taçlandıracak her türlü üretim, tanıtım ve tasarım desteği verilmesinden kaçınılmadığını sözlerine ekleyerek kendilerine ayrılan süreyi tamamladılar.
Konuşmacı: Dilek Başarır / Efes Pilsen Pazarlama Direktörü
Görüşleri: Marka Bu Kapağın Altındadır.
Dilek Başarır, “Marka Bu Kapağın Altındadır” temalı konuşmasına; üreticisinden, tüketicisine, çalışanından iş ortaklarına kadar 40 yıllık deneyim sahibi bir markanın bu kültürü nasıl oluşturduğunu maddeler halinde, tarihten sahnelerle anlatmaya başladı.
Efes’in kuruluş aşamasında bazı mitleri olduğundan bahseden konuşmacı, bu mitleri şöyle sıraladı.
· Pazar ilk giren marka
· Mevzuata müdehale etmiş
· Baskı kurulmasına rağmen reklam
· Tombul şise/görsel tasarım farklılığı
· Dağıtım şirketi olarak varlığı
Bu mitlere karşı yılmayan Efes Pilsen’in 5 ana konuya odaklandıklarını belirtti.
· Tüketici odaklı olmak(marka adı yarışması düzenledi)
· Ortaklık kültürü(hayatın içinde yer aldı)
· Cesaret
· Yenilikçilik
· Sosyal marka olmak
Konuşmacının asıl amacı; Efes Pilsen’in, kültür, sanat ve sosyal sorumluluk projeleriyle geçen 40 yıllık marka deneyimini nasıl başlayıp bugünlere geldiğini, markanın önüne çıkan engelleri ve ufkunu açan kararların Türkiye sınırlarını aşarak bir dünya markası olma yolunda büyümesinde 40 yılı dolduran geniş bakış acısını katılımcılara anlatmaktı. Bunu örneklerle sunan konuşmacı, “Markalar hangi tip insanları içine almak istiyorlarsa o kitlelere yönelik her türlü bağlantı noktalarını tutması gerektiğini” özellikle vurgulamaya çalıştı. Bu açıdan bakıldığında Efes Pilsen spor markası, Efes tutkunları birahaneler, Efes Jazz Konserleri ile yenilikçi ve hayatın içinde olan bir marka mesajlı vererek, olumlu geri dönüş alındığını, bu faaliyetlerin Efes Pilsen’in bugünlere gelişinde tercih edilebilir olduğu noktaları çok iyi beslediklerini belirtti.
Markaya oluşan güven, inanç, farklılaşma ile Efes Pilsen’i tercih edenlerde mutluluk, rahatlık verdiği noktada başarı kaçınılmaz oldu diyen konuşmacı, katılımcıları 40 yıl öncesi ilk Efes reklamından bugüne essiz bir marka yolculuğu yapmasına fırsat tanıdı.
Konuşmacı: Mehmet Nane / Teknosa Genel Müdür
Görüşleri: Herkesin Markası Olmak
Eskiden “marka olabilmek” önemliyken şimdilerde “marka kalabilmek” önemli diyerek sözlerine başlayan Mehmet Nane, 2000 yılında kurulan Teknosa’nın marka kalabilmek için hangi aşamalardan geçtiğini inter aktif bir sunumla katılımcılarla paylaşmaya çalıştı.
Teknosa’nın kuruluş amacını, “Elektronik ürünlerin tek bir noktada sergilenmesi, tüketiciler tarafından ürünlerin deneyimlenmesi ve müşteriye markalar bazında seçim hakkı tanıyacak merkezler oluşturmaktı“ diyen konuşmacı, tüketiciler tarafından bu merkezlerin çok beğenildiğini vurguladı. “Her zaman marka olmak ve herkesin markası olmak” bir diğer amaçları olan Teknosa’nın, piyasadaki bu tercih edilir özelliğinin diğer uluslararası markalara kapılarını açtığını belirten Nane, Tüketicinin olduğu her yerde olmak istediklerini sözlerine ekledi. “Gitmediğin köy senin değildir” diyerek tüm markalara seslenen konuşmacı, şu anda 69 il ve 29 ilçede, 2010 yılında ise daha birçok noktada Teknosa açılacağı müjdesini dinleyicilerle paylaştı.
Sunumunda yapılan araştırmalarada yer veren konuşmacı, Türkiye’de satılan 4 notebook’dan birinin, 2 PDA’dan birinin, 10 dect telefonlardan 4 tanesinin Teknosa’dan aldığının sonuçlara yansıdığını belirterek bundan guru duyduklarını ve daha gidilecek çok yer olduğunu belirtti. Ayrıca müşteri merkezli birçok araştırmada ise fiyat /ürün çeşidi araştırması için mağazaların tercih edildiği sonuçlarını gördüklerinden bahseden konuşmacı, bilime ve akla önem veren her markanın kazanacağını düşündüklerini söyledi.
Markaların hata yapmaktan korkmamaları gerektiğinin altını çizen Nane, hatalardan ders çıkararak bir markanın bugün diğer markalardan daha önde olacağını düşündüğünü sözlerine ekledi.
Nane, markaların güvenilir, sözüne sadık, değer verdiğini hissettiren, yalın, denemekten korkmayan, bilimsel, duyarlı ve samimi özellikleriyle ancak “Herkesin markası” olabileceğini ve marka olarak kalabileceğine ekip olarak inanmanın öneminden bahsetti. Tüm çalışmalarına bu mesajı verdiklerini ve gelişime büyük yarırım yaptıklarını belirterek, iş ortakları ile ilişkilerde yalın davrandıklarını ayrıca topluma ve çevreye duyarlı iş yapış biçimleri belirlediklerini de sözlerine ekledi.
Nane, ekip çalışmasına verdikleri önemi farklı görevlerde çalışan Teknosa çalışanlarını sahneye davet ederek onları tek tek kutlayarak bir kez daha göstermiş oldu ve sunumunu herkesin markası olmak büyük bir alkış ister diyerek, aldığı büyük alkışlarla sözlerini noktaladı.
Konuşmacı: Martin Roll - Büyük Marka Stratejisti
Görüşleri: Asya Marka Stratejisi - Yeni Bir Paradigma
Singapur’da yaşayan, Asya pazarlarındaki uzmanlığı ve bu pazarlara yönelik stratejik çalışmalarıyla iş dünyasının en çok dikkat çeken marka stratejisti, küresel deneyimi ile lider markaların yaratım sürecinde ve yeni markaların pazarda zirveye giden yolculuklarından örnekler vererek sözlerine başladı.
Konuşmacı sunumuyla, Lenovo, IBM, Huawel, Jım Thompson gibi markaların global marka olmak için farklı şeyler yaptıklarını gözler önüne serdi. “Tüketicilerin kendine benzer düşündüğü şeyleri tercih ettiklerini“ özellikle vurgulayan ünlü stratejist, markaların rekabet avantajı yakalaması için bu özellikleri keşfetmesi ve farklı yaşam tarzlarına hitap etmesi gerektiğini vurguladı.
Roll, Asya pazarıyla ilgili uzmanlığı ve sürdürebilir rekabet avantajı konusunda masaya getirdikleri pek çok tanınmış şirketin yönetim kurulu tarafından takip edilirken, kendisine markalaşma ve pazarda ileri gitmek için; 2 temel soru sorulduğunu belirtti.
· Şirketin çıkarı nedir?
· Bunu nasıl ölçeriz?
Bu temel sorulara verilen net cevaplar dahilinde Roll, global şirketlerin sürdürebilir büyümenin sırrının uzun vadede keşfedilebilir olduğunu sözlerine ekledi.
Asya pazarında markaların taktiksel bir yol izlediğini sözlerine ekleyen konuşmacı, iş dünyasını cesur düşünceye sevk eden ve ikonik markaların yaratılmasını sağlamak gerektiğini vurgulayarak, bu yöndeki şirketlerle ilgili çalışmalarını 2006 yılında çıkardığı “Asya Marka Stratejisi” kitabında toplandığından bahsederek, çeşitli Asya markalarından örneklerle sunumunu noktaladı.
Belgin Usanmaz
Marka Konferansı Notları'nın ikinci bölümü için tıklayınız