Sektörel Şirketler
Reklam Ajansları PR ve İletişim Danışmanlığı Şirketleri İnteraktif Ajanslar Medikal Ajanslar Araştırma Şirketleri Açıkhava Reklamcılığı Şirketleri Doğrudan Pazarlama Ajansları Medya Planlama ve Satınalma Ajansları Medya ve Mecra Pazarlama Ajansları Medya Takibi Ajansları Organizasyon Şirketleri  Promosyon Şirketleri Patent Ofisleri

Sektörel Kitaplar 
Pazarlama Marka  Reklam  Halkla İlişkiler  Araştırma  Müşteri İlişkileri / CRM  Satış  Siyasal Pazarlama  İletişim / Medya  Yönetim / Kişisel Gelişim  Sosyal Bilimler

Sözlükler
Pazarlama Sözlüğü Marka Sözlüğü  Araştırma Sözlüğü Yönetim Sözlüğü  Etkileşimli Pazarlama Sözlüğü  İnovasyon Sözlüğü
Ve...
Sektörel Örgütler  Sektörel Dergiler  Sektörel Linkler  İletişim Fakülteleri

BURCU ÖZASLAN

 

Burcu Özaslan kimdir?

 

Ankara’da dünyaya geldim, ancak ailemin tayinleri nedeniyle farklı illerde yaşama imkanım oldu. Özellikle çocukluğumun geçtiği İzmir ve Ege kültürünün sıcaklığından çok etkilendim. Küçük yaşlarda tiyatro ve sahne sanatlarının birçoğu ile uğraşma fırsatım oldu, bu ilgi alanımı sosyal bilimler alanında eğitim alarak sürdürdüm. Ankara Üniversitesi D.TC.F’de okuduğum yıllarda branşım Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünün yanı sıra diğer sosyal bilim dalları ile yürüttüğümüz ortak projelerin, bulunduğum noktada bana önemli bir donanım oluşturduğunu görebiliyorum.

Çalıştığım alanla ilgili olarak, bildiğiniz gibi pazarlama sektöründe gelinen nokta “bütünleşik pazarlama iletişimi” ve Türkiye’de her alanda en önemli ihtiyaçlarımızdan biri doğru marka yönetimidir. İlk anda gözlemeleyebileceğimiz; ülkemizin yani Türkiye markasının, bununla birlikte kendi başına ayrı bir marka haline gelen İstanbul’un daha etkin tanıtımı ve marka değerinin yukarı taşınması yönünde büyük çabalar sarf ediliyor. Bu basit örnekle bile görüyoruz ki hemen her sektörün en önemli gündemi marka yönetiminde başarılı olabilmek. Bunun için konusunda uzmanlaşmış, işinde inandıklarından ve doğrularından vazgeçmeyen güçlü kadrolara ihtiyacımız var. Bu noktada bu alanda çalışmaktan büyük mutluluk duyuyorum ve gelecekte ülkemizde büyük markaların var olması, sayılarının artması yönünde etkili projelerde görev almayı hedefliyorum.

 

Pazarlama kavramı ile tanışmanız ve kariyerinizi bu yönde geliştirmenizin hikâyesini anlatır mısınız?

 

Pazarlama kavramı ile tanışmam üniversite başlangıcında oldu, okurken aynı zamanda part time işlerde de çalışmaya başladım, hep insanlarla iletişim içinde olabileceğim görevleri tercih ettim. Mezuniyetimden sonra kariyerimin ilk 3 senesi satış alanında gelişti ve bugün iş hayatımda aldığım kararlarda bu birikimlerden yararlanıyorum. Kariyerimin başlangıcında satışta farklı alanlarda görev alırken aklımda hep satışın önünü açacak, ürün geliştirme, reklam, iletişim gibi departmanlarda uzmanlaşmak fikri vardı.

Satış tecrübemi kısa süre sonra trade marketing (ticari pazarlama) izledi. Ardından son tüketiciye seslenebileceğim iletişim çalışmalarına temel oluşturması için reklam ve PR alanında eğitimler almaya başladım. İletişim alanında çalışmak için marka yönetimi alanını tercih ettim ve yolum bu noktada Kerevitaş’la kesişti.

Kerevitaş’ta 6 senedir pazarlama iletişimi alanında farklı markalar için çeşitli görevlerde yer aldım, halen Pazarlama Müdürü olarak çalışmaya devam ediyorum.

 

Kerevitaş’daki göreviniz ve yönettiğiniz markalar hakkında bilgi verir misiniz?

 

Görevim, Kerevitaş çatısı altında bulunan tüm markaların tüketicilere doğru şekilde ulaşmasını sağlamak, her markanın ihtiyacı olan pazarlama hedeflerini saptayıp buna göre iletişim çözümlerini üretmektir.

Kerevitaş birçok markaya sahip bir kuruluş ancak en çok bilinen markamız SuperFresh’tir. Özellikle dondurulmuş gıda kategorisinin jenerik ismi olan markamız bu bilinirliğe çok haklı nedenlerle sahip olmuş. 90’lı yılların başında dış ticaretle faaliyet gösteren Kerevitaş ilk defa SuperFresh markasıyla dondurulmuş ürünleri Türk tüketiciyle buluşturdu. O günlerde bu girişimi gerçekleştirmek yani dondurulmuş gıda üreticiliği büyük bir ticari cesaret isteyen bir iş koluyken günümüzün en hızlı büyüyen ve en cazip iş kollarından biri haline geldi. Şu anda yerli ve yabancı birçok yatırımcının yatırım yapmak için heveslendiği ve Türkiye’de önü çok açık sektörlerden biri konumunda.

SuperFresh markasının da sektör lideri olarak bu alanda sorumluluğu çok büyük, çünkü halen Türk tüketicilerinin zihninde dondurulmuş ürünlere yönelik tüketime bariyer oluşturan önyargılar mevcut. O nedenle Türkiye’de tüketim rakamları Avrupa Birliği ve Amerika gibi ulkelerin tüketim rakamlarına kıyasla çok düşük. Bu tüketim rakamlarını yukarı taşımak için tüketicilerimize ürünlerimizin daha iyi anlatılması ve dondurulmuş gıdanın bilinmeyen yanların aktarılması gerekiyor. Bu anlamda benim de taşıdığım sorumluluk çok büyük, çünkü sadece kendi markanızın gelişimini değil aynı zamanda tüm sektörün gelişimini sağlayacak iletişim faaliyetleri planlamanız gerekiyor.

Ancak çok şanslı bir noktada olduğumu söylemem doğru olur, iyi bir ekip ve doğru çözüm ortaklarıyla beraber çalışıyorum. Kerevitaş’ın uzman pazarlama ekibi ile işlerimizi planlarken belirli prensiplerimiz var; stratejileri oluştururken temelleri tüketici iç görülerine, trendlere, ekonomik gelişmelere ve pazar verilerine dayandırıyorsak da eş zamalı olarak sahanın dinamiklerine karşı duyarlı, özelikle satış departmanlarının doğru yönlendirilmesi konusu bizim diğer sorumluluğumuz. Bizim iş alanımız yani dondurulmuş ve konserve gıda alanı, içinde bulunduğumuz coğrafyanın tüm değerlerini ve beğenilerini dikkate alarak, tüketicilerimizin gerçek beklentilerini karşılayacak katma değerli ürün ve hizmetler sunmamızı gerektiriyor.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında hizmet veren bir markanın sadece Kayseri ilindeki satışlarını artırmak için bile özel çözümler üretmesi gerekebiliyor. Bunun içinde oradaki saha ekibi, distribütor kadrolarının görüşlerine ihtiyaç duyuyor ve ekiplerle bir araya gelerek bölgeye özel iletişim çözümleri oluşturuyoruz. Bu çalışma şekli bizi 2005 yılından bu yana büyük satış ve karlılıklarla büyümemizi sağladı. 2009 yılını çok başarılı geçirdik ve 2010 yılı için kendimizi daha fazla zorlayarak daha agresif hedefler koyduk. Bu hedeflerimizle örtüşen iletişim faaliyetlerimizi planladık ve 360 derece iletişimle tüketicilerimize her mecradan ulaşmayı planlıyoruz.

 

Kerevitaş'ın birçok markayı bünyesine katan Ülker grubuna geçmesiyle beraber genel ve pazarlama stratejilerinizde ne gibi değişiklikler oldu?

 

Kerevitaş’ın Ülker grubuna geçmesiyle ilgili ilk söyleyebileceğim, çok büyük bir ailenin yeni üyesi olduk. Bu bizi işimizi her alanda daha yukarı taşımaya yarayan değişiklikleri oldu. Kerevitaş olarak üretimden lojistiğe, satıştan pazarlamaya, insan kaynaklarına, kalite ve AR-GE departmanlarına kadar tüm birimlerimiz hızlıca Yıldız Holding çalışma prensiplerine entegre olmaya başladık. 2009 verilerimiz gösteriyor ki entegrasyon konusunda başarılı bir çizgi yakaladık. Özellikle pazarlama alanında Yıldız Holding bünyesinde konusunda uzman birçok farklı birim ve güçlü profesyonel kadroya sahip bir kurum. Beraber çalıştığımız tüm birimlerdeki her kademedeki yönetici ve uzman kadrosundan büyük destek alıyoruz.

Türkiye’nin en güçlü kurumlarından birinde görev yapmak ve böyle büyük bir ailenin çatısında olmak bizlere işlerimizi daha iyi yapma olanağı sunuyor. İş ortaklarımızla beraber tüm Kerevitaş ekibi, her gün işimizi nasıl daha fazla büyütürüz, ürünlerimizin kalitesini nasıl artırırız ve her gün daha çok tüketiciye nasıl ulaşırızın hesaplarını yapıyoruz.  Pazarlama alanında yine Türkiye’nin en değerli markalarından biri olan Ülker ve diğer Yıldız Holding markalarıyla beraber çalışmak bize büyük tecrübeden yararlanma imkanı sağlıyor.

 

2010 yılıyla beraber yapacağınız pazarlama çalışmaları ve bu çalışmaların hedefleri hakkında bilgi verir misiniz?

 

2010 yılı ve izleyen yıllarda hedefimiz dondurulmuş gıda sektörünü hak ettiği noktalara taşımaktır. Bugün baktığınızda besinlerin en doğal saklama yolu -40° dondurmak ve bu şekilde muhafaza etmektir. Tüketicilerimizin hayatlarına en sağlıklı beslenme şeklini, en pratik ve faydalı yoldan sunuyoruz. Ancak bunun kuvvetli iletişim çalışmalarıyla desteklememiz gerekiyor. Özellikle açıkta satılan taze diyerek aldığımız tarım ürünlerinde tüketicilerimiz hormon, pestisit, GDO gibi konularda tehditler altında.

Biz Kerevitaş’ta tohumundan hasatına her aşaması kontrol atında tutulan ve özenle yetiştirildikten sonra aynı gün ayıklanan, yıkanan ve dondurulan neredeyse taze diye bildiğimiz ürünlerden daha yüksek vitamin değerleri taşıyan sebze ürünlerini tüketicilerimize sunuyoruz. Başka bir deyişle SuperFresh paketlerimizde tüketicilerimize sebze ve meyvelerin en değerli kısmını (ayıklanmış, yıkanmış, firesiz, vitamin değerleri korunmuş olarak) tüketime hazır şekilde yıl boyunca aynı kalitede sunuyoruz. Onlara kalan tek şey ürünü açıp pişirmek. Bu büyük bir fayda beslenme sisteminde önemli yere sahip sebze ve meyvelerin en zahmetli kısmı hazırlanma süreleri.

Biz tüketicilerimize en sağlıklı ürünü en pratik şekilde sunuyoruz. İş alanımıza daha makro düzeyde baktığımızda Türkiye’de tarım sektörüne verdiğimiz destek ve modern tarım uygulamaları ile çiftçilerimizi bilinçlendirirken, ekolojik dengenin korunmasına destek olarak enerji, su ve doğal vitaminlerin israfına engel olmuş oluyoruz. Bu boyutlarıyla değerlendirdiğimiz zaman firmamızın taşıdığı misyon çok büyük. Bunun iletişiminden sorumlu olarak tüm kampanya ve takip edecek iletişim çalışmalarında bu noktaların üzerinde hassasiyetle duracağız.

 

Hızlı ve pratik tüketilen ürünleriniz dolayısıyla ağırlıklı genç hedef kitleye hitap ediyorsunuz. Tüketici kitlenizin markanız ve ürünlerinizle ilgili düşüncelerine dair yaptığınız araştırmalar var mı? Tüketicilerinize market reyonları dışında nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz?

 

Genç hedef kitle bugün Türkiye’de her sektörde çalışan pazarlamacı arkadaşım için göz ardı edilemeyecek bir konumda. Demografik verilere baktımızda nüfüsumuzun yaklaşık %50’sinin 25 yaş altında olması, AB ülkelerine kıyasla en genç nüfüsa sahip oluşumuz pazarlama çalışmalarımızı çok etkiliyor. Bu alanda dönem dönem çeşitli araştırmalar yapıyoruz.

Son araştırmalarda gördük ki SuperFresh onların gözünde çok güvenilir ve beğenilen bir marka. Özellikle pizza, patates, hamburger, kroket, mantı gibi ürünlerimiz gençlerle beraber çocukların da büyük beğenisini kazanıyor. O nedenle her mutfakta kendimize kolaylıkla yer bulabiliyoruz. Market reyonlarında güçlü tanıtım aktiviteleri sürdürdüğümüz ve satışlarımızı artırdığımız bir gerçek ancak iletişim için başta TV olmak üzere tüm mecraları kullanacağımız bir kampanya hazırlığındayız.

Hedefimiz tüm tüketicilerimize ulaşabileceğimiz mecralarda bir arada yer almak ve iletişim çalışmalarımızı entegre olarak yürütmektir.

 

Çalışacağınız ajansları seçerken hangi kriterleri dikkate alıyorsunuz?

 

Ajans seçimi çok hassas bir konu, Kerevitaş’ın proje bazlı işlerini de sayarsak şu anda 4 ayrı ajansla beraber çalışıyoruz. Ajans seçimlerinde en önemli kriterimiz; bizimle müşteri ajans ilişkisi kurmak yerine iş ortağımız/yol arkadaşımız olabilecek yapıya sahip olan firmalar olmalarıdır.

Bugün yaratıcılığın sağlam rasyolara dayandırılması gerekiyor, ajansımızdan beklentimiz bu gerçekleri temel alarak ihtiyaçlarımıza samimi yaklaşıp, bizim için en doğru iletişim çözümleri üretmeleri. Çünkü bizim için bir distribütor toplantısı da, çok büyük bütçeli bir reklam kampanyası da ya da satış noktasında kullandığımız POP materyali de çok değerli enstrümanlar.

En büyük beklentimiz kendilerine aktarılan işin büyük küçük olarak değerlendirmeden, her işe eşit önem vererek dört elle sarılmaları ve işlerimiz üzerinde çalışırken bizimle aynı heyecanı paylaşmalarıdır. Gerisi kendiliğinden gelişiyor zaten.

 

Bir pazarlama yöneticisi olarak pazarlama departmanının diğer departmanlarla (üretim, İK, vb.) olan ilişkisinin ne şekilde olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

 

Tüm birimlerle çok yakın çalışıyoruz ve birçok proje üretiyoruz. Eskiden departmanlar arasında büyük sınırlar vardı, ancak pazarlama gibi geniş perspektifle çalışması gereken bir birimin öncelikle tüm şirket çalışanları yani iç müşterisi ile iletişim halinde olmaması düşünülemez. Biz burada da iletişimin önemine inanıyoruz ve entegre şekilde çalışıyoruz.

Aksi takdirde kendi başınıza neler planladığınızın büyük bir önemi kalmıyor, hayata geçirebilmek için tüm departmanların sizinle beraber tek vücut olması gerekiyor, başarılar bu şekilde doğuyor. Biz de bu bilinçle çalışıyoruz.

 

Pazarlama kavramının ülkemizdeki mevcut durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce gelişen teknolojiler pazarlamayı nasıl etkileyecek?

 

Teknoloji denildiğinde Türkiye’nin bu yeniliklere çok açık olduğunu ve kolayca adapte olduğumuzu gözlemliyorum. Tüm bu yenilikler hızla pazarlama dünyasına da etki ediyor. Bu sene 3G furyası yaşandı, farklı sektörlerde bile 3G’ye gönderme yapılarak çalışılmış işler, ilanlar gördük.

Yerinde saymak istemeyen her sektör ve firma kapılarını yeniliklere açmak durumunda. Şirketlerin öncü departmanı olan pazarlamacaların da bu yeniliklere kayıtsız kalması mümkün değil.

 

Pazarlama alanında çalışan / çalışmak isteyen gençlere neler önerirsiniz?

 

Üniversite sıralarından ayrılalı çok uzun yıllar olmadı, hala akademik eğitimime MBA yaparak devam ediyorum. Onlara önerim, öncelikle kendilerine ve yeteneklerine inanmalarıdır. Azim ve başarma tutkusunun çok büyük işlere imza attığına şahit oluyoruz. Klasik üniversite eğitimi, yabancı dil, yüksek lisansların bizim sektörümüzde hatırı sayılır bir önemi olduğu gerçek ancak en önemlisi bizim parlak beyinlere ihitiyacımız var. Bunun için tüm dünyadaki gelişmelere duyarlı ve tüketiciyi doğru gözlemleyen, kendi coğrafyasına uygun işler üretecek kadrolara sahip olmalıyız.

Bu kadroların üzerine düşen sorumluluk da bir o kadar büyük, yıllarca yapılmış olan işlerin ve stratejilerin üzerine çıkmaları bekleniyor ki bu konuda ben tüm sektördeki arkadaşlarımın cesur davranmalarını bekliyorum. Basmakalıp fikirlere kapılmak çok kolay hatta kimi zaman güvenli görünüyor, ama iş hayatımızda en önemli mesellerden biri “İnovasyon” yani yenilikçilik. Ben genç arkadaşlarımdan açık fikirli olmalarını, parlak/inovatif fikirler geliştirip, bu projelerin arkasında durarak tutkuyla çalışmalarını ve hayata geçirmek için tüm gayreti göstermelerini önereyorum.

Aynı prensibi her sabah güne başladığımda kendime hatırlatıyorum.   

 

Kendinizi yenilemek ve geliştirmek için neler yapıyorsunuz?

 

Kendimi geliştirmek için okumak benim ilk tercihim, onun dışında farklı ülkeleri ziyaret etmek, seyahatler ayrıca iş dışında mutlaka bir hobinizin olması sizi zinde kılıyor. Klasik olarak zaten gündemi ve sektör gelişmelerini yakından takip etmeniz gerekiyor. Onun ötesinde kendinizi mutlu edecek küçük alanlar yaratmamız gerektiğine inanıyorum.

Ben yoğun tempo içinde kendimi en çok doğadayken mutlu hissediyorum. Evde yetiştirdiğim bitkiler, bazen saksınızda yetiştirdiğiniz bir domatesi izlemek bile sizi başka yerlere götürebiliyor. Düzenli olarak deniz sporları, derin dalış gibi sporlarla igileniyorum bu aktiviteler beni anda tutup tüm dünyadan kısa sürede olsa koparabiliyor. Böylece bedenen ruhen ve zihnen tazelenmiş oluyorum.

 

Başka eklemek istediğiniz bir konu var mı?

 

Yönelttiğiniz soruları yanıtlamak çok keyifliydi, teşekkür ediyorum.

 

Teşekkürler…

Geri   Yazıcı Dostu    Arkadaşıma Gönder 
   
Copyright © 2005 - 2009 Mustafa DURAN - Her Hakkı Saklıdır.
powered by PBS Bilişim Danışmanlık