SERDAR DİNLER
Serdar Dinler kimdir?
İlk, orta ve yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladım. İş hayatının tümünde kar amacı gütmeyen kurumlarda çalıştım. Birçok yeni kavramın Türkiye’de dernekleşerek uygulanmasında ve yayılmasında görev alarak; sayısız ulusal ve uluslararası projede yer aldım.
2005 yılından beri tüm enerjimi Kurumsal Sosyal Sorumluluk konusuna ve Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği’ne aktarmaktayım.
Kısaca bir “Sivil Toplum Aktivisti”yim.
Başkanlığını yürüttüğünüz Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği (TKSSD) hakkında bilgi verir misiniz?
Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği (TKSSD), sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal başarı için sosyal sorumluluk bilincini geliştirmek, yerel ve ulusal düzeyde Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bilincini yaymak amacıyla 2005 yılında Ankara’da kurulmuştur. Derneğimizin misyonu kurumların sosyal, ekonomik ve çevresel konulardaki sorumluluklarını yerine getirmesine imkân sağlayacak araç, kaynak ve yöntemlerin oluşturulmasını sağlayarak toplumun kalkınmasına katkıda bulunmaktır.
Bu kapsamda faaliyetlerimizi sürdürürken 2008 yılında İstanbul’da da bir şube açarak kapasitemizi arttırdık. Akademisyenler, medya, sivil toplum örgütleri, özel sektör, kısaca pek çok paydaş grubundan oluşan 60’a kadar yakın üyemizle KSS alanında yükselen sesleri aynı platformda toplayabiliyor ve bu şekilde KSS’ye her açıdan bakma imkanına sahip oluyoruz.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir konu da dernek faaliyetlerinin genç bir ekip tarafından yürütülmesi. Böylecek dinamik kalıyor, yaratıcı ve yenilikçi fikirlerle yolumuza devam ediyoruz. Bu sene derneğimizin 5’inci yılını doldurduğu düşünülünce KSS alanında güzel işler çıkardığımızı söyleyebiliriz.
Önümüzde uzun bir yol var ve bu bizi daha çok çalışmaya teşvik ediyor. Biz de bu sebeple 2010 yılı için yeniden bir yapılanma sürecine girerek bu yılın iş planı ve önümüzdeki yıllar için hedeflerimizi yeniliyoruz. 2010 yılı faaliyet planımızı tamamladıktan sonra bu bilgileri internet sayfamızdan paylaşıma açmak niyetindeyiz.
Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği’nin faaliyetleri nelerdir? Bu faaliyetler ile neyi amaçlıyorsunuz?
Derneğimiz sosyal paydaş gruplarına danışmanlık hizmetleri vermekte, sosyal bilincin ve kamuoyunun oluşturulması, yeni tartışma ortamları yaratmak için seminer, panel, konferans, kurs, sertifika ve eğitim programları düzenlemekte, KSS uygulamaları geliştirmek isteyen kuruluşlara geliştirme ve yürütme hizmetleri vermekte ve KSS alanında bilimsel araştırmalar yapmaktadır. Faaliyetlerimizden birkaç örnek vermek isterim.
Sekiz Avrupa ülkesinde KSS uygulamalarını hızlandırmak ve geliştirmek amacını taşıyan ve bu kapsamda Türkiye'de derneğimiz ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP Türkiye) işbirliği ile yürütülen bir projede Türkiye'nin yani sıra, Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Litvanya, Makedonya, Polonya, Slovak Cumhuriyeti gibi Avrupa Birliği’nin (AB) yeni üyeleri ve aday ülkeleri de yer aldı.
Proje kapsamında KSS konusunda odak gruplar oluşturularak yurtdışı bilgilenme ziyaretleri ve yuvarlak masa toplantıları yapılmış; KSS politika önerileri geliştirilmiş ve 2008 yılında "Türkiye'de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Değerlendirme Raporu" tamamlanmıştır. Bu rapor ile Türkiye'de şirketlerin ve sosyal paydaşların KSS alanındaki çalışmaları saptanmıştır. (Rapor için; http://www.kssd.org/dl/ssdurum_raporu.pdf ) Bu yılın mart-nisan ayında ise daha çok yoruma dayalı olan ikinci raporumuzu çıkartmanın hazırlığı içerisindeyiz.
2009 yılında AB tarafından geliştirilen Sivil Toplum Diyaloğu Programı çerçevesinde derneğimiz AB ölçeğindeki muadil kuruluşumuz CSR-Europe ortaklığı ile “KSS’nin Türkiye’de Geliştirilmesi” konulu bir proje uyguladı. 17 ay süren bu proje ile yurtdışından şirketlerin üst düzey yöneticilerinin KSS uygulamalarını paylaştığı iki konferans, KOBİ’lere yönelik bir eğitim, medyaya yönelik bir seminer gerçekleştirildi; CSR-Europe’ın Brüksel’deki yeri ziyaret edildi. Projenin sonunda ise Avrupa’da da uygulanan KSS Pazaryeri – Fuarı / CSR Marketplace uygulaması ilk kez Türkiyede gerçekleştirildi. 23 firmanın 35 KSS uygulaması ile katıldığı pazaryeri etkinliği 25 AB üyesi ülkenin KSS dernekleri başkanlarını, İran’dan, Çin’den, Ukrayna’ dan KSS konusunda çalışan işadamları ve uzmanların katılımıyla birlikte 400’den fazla davetliyi ağırladı.
İran’da KSS alanında faaliyet gösteren CSR İran ile yürüttüğümüz diğer bir projede sivil toplum örgütlerinin ve iş adamlarının birlikte çalışma atölyelerine katılarak toplumsal alanda sosyal sorumlu olmaları için araçlar, kaynaklar ve yöntemler yaratması ve böylece şirketlerin sosyal kalkınma üzerinde pozitif etki yaratmasını hedefliyoruz. 2009 yılı ekim ayında İstanbul’da gerçekleştirilen 1.yuvarlak masa toplantısında 16 kişilik İran heyetiyle Türkiye heyeti bir araya gelerek iki ülkedeki KSS bulgularını masaya yatırdılar. Nisan-Mayıs aylarında İran’da yapılacak ikinci yuvarlak masa toplantısına Türkiye ve İran’dan iş dünyası, üniversite ve sivil toplum temsilcilerinin katılmasını hedefliyoruz. Türkiye’den bu konuyla ilgilenenlerin ayrıca derneğimizle irtibata geçmesini istiyoruz.
Buna benzer olarak Ukrayna’da KSS alanında faaliyet gösteren CSR Ukraine ile de bir projemiz var. Projenin temel faaliyeti her iki ülkenin de KSS durum raporunun çıkartılması. Bu bahsettiklerim dışında ayrıca sürdürmekte olduğumuz diğer projeler var ve yenileri de ekleniyor. Daha fazla bilgi almak isteyenler internet sitemizi ziyaret edebilir.
Yürüttüğümüz tüm bu projeler ile birlikte Türkiye’deki KSS uygulamalarının hızlandırılmasını, uluslararası uygulamaların takibini, KSS konusunda önemli sektörlerde kapasite gelişimi sağlanmasın ve paydaşlar arasında ilişkilerin güçlendirilmesini hedefliyoruz.
Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı (KSS) nedir? Kavramın ülkemizdeki algılanışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS), sosyal, çevresel, ekonomik ve etik kavramlarının yönetimi ve şirketlerin bu alanlarda sosyal paydaş beklentilerine olan duyarlılığı olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda KSS, kurumların kendi faaliyet alanları çerçevesinde sosyal paydaşlarına olan etkilerini analiz etmeleri, sosyal refahın korunması ve geliştirilmesi için yapacağı çalışmalar ve alacağı önlemlerin bütünüdür. Ya da en yalın ifade ile Sosyal Sorumluluk “Yaptığın işi doğru yap” olarak tanımlanabilir.
Türk toplumunun şirketlerden beklentisini ele aldığımızda sektörü, faaliyet alanı ne olursa olsun özel sektörden eğitim, sağlık, hayırseverlik alanlarına katkıda bulunmasını beklediğini görüyoruz. Şirketler ise talep doğrultusunda bu konulara ağırlık verirken aynı zamanda STK’lar ile toplumsal projeler gerçekleştiriyorlar.
Ayrıca iş dünyası perspektifinden baktığımızda aslında KSS kavramının tam da oturmamış olduğunu görüyoruz. Sürdürülebilirlik, kurumsal vatandaşlık ve bunun gibi pek çok kavramın havada uçuşması şirketler için anlam karmaşası yaratabiliyor; şirketimin hangisini uygulaması lazım ya da biz şimdi ne yapıyoruz diye düşünebiliyorlar. Ve bu sorun farklı KSS uygulamalarıyla da kendini gösteriyor. Dolayısıyla KSS tanımının hedef ve çıktılarının ayrıntılı şekilde tartışılması ve paylaşılması gerekiyor.
Türkiye’de hayırseverlik ve sponsorluk aktiviteleri yaygındır ancak yapısal ve sürdürülebilir ölçekte KSS uygulamaları da gelişim sürecindedir. Bu KSS’nin gelişimi için önemli bir temeldir. Şirketler KSS çalışmalarına uzun vadeli ve sürdürülebilir olarak bakabilirse Avrupa Pazarı’nda rekabetçi ve güçlü şirketler olarak yer alabilirler. Gelişen ekonomi ve artan yatırımlar Türkiye’de KSS yatırımlarını da beraberinde getirmektedir.
Türkiye’de KSS çalışmaları özellikle son 5 yılda önemli bir ivme kazanmıştır. Ayrıca AB entegrasyon süreci ile birlikte, şirketler konuyu hayırseverlik ve sponsorluk boyutundan rekabetçilik, sürdürülebilirlik temeline taşımaktadır. Böylece artan bir hızla devam etmekte olan KSS çalışmaları Türkiye’de kaydadeğer bir aşama kaydetmiştir. Bu gelişmede şu anda Türkiye’de faaliyet gösteren 138 kurumun imzaladığı Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (KİS) de önemli bir rol oynamıştır. Sözleşmeyi imzalayan şirketler, Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan İnsan Hakları, Çalışan Hakları, Çevre ve Etik konularında gerekli en temel kriterleri yerine getirdiklerini raporlarla ilan etmişlerdir.
KSS kavramının ülkemizde gelişmesi için devlete, şirketlere ve sokaktaki vatandaşa düşen görevler nelerdir?
Öncelikle KSS’nin sadece özel sektörün uluslararası pazarlarda daha rekabetçi olabilmesi, çalışanların iş süreçlerinde daha etkin katılması, çevrenin korunması, sivil toplum-özel sektör işbirliklerinden ibaret olduğu algılanmamalı. KSS aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleşmesi ve toplumsal alanda başarıya ulaşabilmek için önemli bir unsurdur ve bu yolda her kişi ve kuruluşun sosyal paydaşlarına karşı olan sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir. Bu yüzden KSS’nin gelişimi için sivil topluma, devlete, medyaya ve akademiye de önemli görevler düşmektedir.
Özellikle OECD ve AB üyesi ülkelere baktığımızda kamu sektörünün de KSS’yi bir araç ve yöntem olarak kullanmaya başladığını ve özel sektörün KSS uygulamalarını teşvik için bazı uygulamalara gittiğini görüyoruz. Örneğin bu yıl Ocak ayında Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı olan İspanya Hükümeti, mayıs ayında uluslararası bir KSS konferansı düzenleyecek.
Başka bir örnek Hollanda hükümeti. Tüm kamu hizmetlerinde %100 sürdürülebilirlik uygulamaları için harekete geçti. Norveç hükümeti 2009 yılında KSS hakkında yayınladığı ilk beyaz kitabında Norveçli şirketleri KSS uygulamalarına devam etmeleri ve hız vermeleri için teşvik ederken, kendisinin de hizmetlerin KSS’yi nasıl içselleştirdiğini anlatıyor. Bu verdiğim birkaç örnek Türkiye kamu sektörü için de örnek oluşturmalı. Yerel belediyeler dahil tüm kamu sektörü ciddi KSS yapılanmalarının içine girmeli, ve özel sektörün yanında olmalı. Aynı şekilde bunu medyadan da bekliyoruz.
Şirketler uluslararası KSS gündemini takip ederken, kendi KSS politikalarını geliştirmeli, stratejik KSS uygulamalarına gitmeli, sivil toplumla daha yakın ilişkiler kurmalı, ölçümlememe ve görünürlük için daha çok raporlama yoluna gitmeli.
Vatandaşın sesini etkili olarak duyurabildiği iki yol vardır. Bunlarda biri kullandığı oy, ikincisi ise satın aldığı ürün ve hizmetlerdir. Birey herhangi bir sebepten dolayı hoşuna gitmediği ürün ve hizmeti almamakta özgürdür. Bu durum sosyal ve çevresel sebeplere dayandığında ve bir kitle hareketini aldığında var olan sistemin olumsuz etkilerini azaltmak mümkündür. Bu sebepten dolayı bireyin elindeki bu gücün farkına varması bunun için de bilinçlendirme çalışmaları yapılması gerekiyor.
KSS çalışması yapmayı düşünen şirketler nasıl bir süreç izlemelidir?
Her şirketin iş stratejisi farklıdır ve şirketlerin KSS aracılığı ile hem toplumsal ilişkileri hem de iş süreçlerine değer katmaları önemlidir. Ayrıca şirketler, rekabetçi koşullara ayak uydurmak, yasal uyumlulukları yerine getirmek, çevre ve çalışan hakları konularında çözümler üretmek amacıyla KSS çalışması yapmalıdır. Daha önce de belirttiğim gibi KSS “Yaptığın işi doğru yap” dır, iyi yönetilen ve kar eden, etik ve sosyal kurallara bağlı, çevresindeki sosyal konularla ilgili şirketle bizim gözümüzde sosyal sorumlu şirketlerdir, fazladan bir şey yapmalarına gerek yok.
Buna en güzel örneklerden biri Doğuş Otomotiv’in ikinci el otomobil pazarı olan DOD olacaktır. Müşteriye güvenilir bir ürün sunması, piyasaya çıkacak yeni ve çok sayıda arabayı azaltması, araçları sertifikalayarak güvenli hale getirmesi ve bunun gibi yaptığı daha pek çok şey ile birlikte bir kurumun farklı yaklaşımlarla KSS’yi şirket çalışmalarına nasıl entegre ettiğini görmek mümkün. Buradan çıkan sonuç şirketlerin belki yıllardır sahip oldukları bir markanın belki fark edilmediği halde on yıllardır KSS uygulaması olduğudur. Yani şirketler KSS çalışmalarına başlama sürecinde önce mevcut operasyonlarını mercek altına tutarak kendilerinin bir durum raporunu çıkartmalı. Bu rapor ve beraberinde yapılacak paydaş analizi şirketlerin KSS stratejisinin belirlenmesi doğrultusunda riskleri, fırsatları, kaynakları ve ihtiyaçları ön plana çıkaracaktır.
KSS stratejisi oluşturan ve uygulayan şirketlerin şeffaf ve hesap verebilir politikalar geliştirmesi, değerlendirme ve kendini sürekli yenileyebilme için ölçüm araçlarını kullanarak KSS raporunu çıkarması gerekmektedir. Unutmamak gerekir ki şirketlerin KSS uygulamalarının görünürlüğü ve ölçülebilirliğinin sağlanması için tek yol ölçümleme ve rapordur. Bu aşamaları kateden şirketler kendilerini sürekli geliştirebilir ve bu doğrultuda KSS’yi içselleştirerek uzun vadede kalkınmada kendine, faaliyet gösterdiği bölgeye, ülkeye ve topluma katkıda bulunabilir.
KSS çalışmalarının şirketlere katkısı nedir? Bu katkıyı pazarlama açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir şirketin KSS bilincine sahip olması ve tüm operasyonlarında KSS ilkeleriyle hareket etmesi şirketlere sürdürülebilirlikten, karlılık artışına kadar geniş bir yelpazede katkılar sunmaktadır. Bir şirket, kendi etkinlik konusuna göre adil yönetim, çevre bilinci, paydaşlarla ortak hareket etmek gibi konulara verdikleri önemle birlikte önce kendi işleyişine katkıda bulunabilir, sonrasında da bu olumlu gelişmelere paralel olarak toplumsal saygınlığını artırabilir.
Ancak Türkiye’de KSS çalışmaları genellikle pazarlama etkinlikleri arasında gösteriliyor. Bu yaklaşım şirketlerin KSS’yi kısıtlı ve kısa vadeli bazı çıkarlar için sonuç odaklı kullandıkları, günümüzde çok rastladığımız bir yanlışı vurguluyor. KSS anlamı itibariyle bir şirketin tüm iş ahlakında kendisini göstermesi gereken bir anlayışa işaret etmektedir. Bir şirket elbette böylelikle KSS’si sayesinde toplumsal saygınlığını attıracaktır. Fakat sadece pazarlama odaklı projelendirmeler KSS’nin temel odağı olarak gösterilemez.
KSS çalışmalarının kuruma katkısı ne şekilde ölçümlenir? KSS çalışmalarının ölçümlenmesi ve raporlanması hakkında ne düşünüyorsunuz?
KSS etkinliklerinin sonuçları müşterilerin memnuniyetlerinden, çevre sorunlarıyla ilgili gelişmelere, şirketin işleyişinde maliyet tasarrufundan, karlılığın artışına kadar birçok alana yansıyabilir. Bu nedenle KSS çalışmaları uygulayıcılarına sadece pazarlama veya diğer herhangi özel bir alanda değil, şirketin tüm işleyişine doğrudan olumlu yönde etki edeceği için; KSS’nin bir şirkete olan katkılarını analiz ederken çoklu değişkenleri göz önünde bulundurmak gerekir. Dolayısıyla KSS etkinliklerinin uygulayıcı şirkete yönelik etkilerinin analizi oldukça ciddi ve kapsamlı bir çalışma gerektirmektedir.
Öte yandan şirketlerin kendi KSS etkinlikleri hakkında oluşturacakları raporlar, şirketlerin kendi KSS kültürlerini oluşturmasında son derece önemlidir. Şirketlerin kendi KSS uygulamalarını yansıtmaya yönelik çaba göstererek özeleştiri yapmaları, KSS konusundaki heveslerini ve KSS’yi ne kadar sahiplendiklerini gösteren oldukça önemli bir veridir.
Bu nedenle biz, “Bir şirketin KSS’ye sahip olup olmadığının ölçütü nedir?” sorusuna “KSS uygulayan şirket, düzenli KSS raporu yayınlayabilen şirkettir” yanıtını veriyoruz. Çünkü KSS raporlaması yapan şirketler, kendi KSS etkinliklerini programlı bir şekilde değerlendirerek, kendilerine uzun dönemli bir strateji çizebilen, KSS uygulamalarını sadece pazarlama aracı olarak görmek yerine yeterli özeleştiri ile birlikte kamuoyu ile paylaşabilen işletmeler olduklarını kanıtlıyorlar.
Bireylerin toplumsal bilincini ve toplumsal sorumluluk duygusunu artırmak için neler yapılabilir? Gençlerimizin günümüzdeki toplumsal bilincini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Elbette bireylerin toplumsal bilinçleri aileden başlayarak çevresel koşullardan, eğitim kurumlarından, iş yaşantısından ve egemen kültürden doğrudan etkilenmektedir. Ancak günümüzde toplumsal bilinci oluşturan ve etkileyen en önemli etken kitlesel iletişim araçları olarak görünüyor. Medya, toplumsal bilincin şekillenmesinde çok belirgin bir role sahip. Artık sadece kurumların değil, kişilerin ve olayların bile bir marka değeri var. Bu nedenle tüm toplumsal özneler en az bir pazarlama değeri olarak farklı niteliklerde tanınırlığa sahip. Toplumsal bilincin oluşmasında kişinin ekrandan gördüğü veya hoparlörden duyduğu her şeyin etkileşimi önem arz ediyor.
Bu sonsuz iletişim ağı içerisinde medya kuruluşlarının sorumluluk bilinciyle hareket etmelerinin toplumsal bilince olumlu katkılarda bulunacağı kanısındayız. Bu noktada medya kuruluşlarının kurumsal sosyal sorumluluklarının kendine özgü üç farklı boyutu karşımıza çıkıyor. İlk olarak kendisi birer şirket olan medya kuruluşları diğer tüm kuruluşlar gibi KSS etkinliklerinde bulunabilir. İkinci boyutta medya kuruluşları şirketlerin KSS etkinliklerinin tanınırlığını artırarak KSS’nin toplumsal bilinirliğine şeffaf ve nitelikli yayınları ile olumlu katkıda bulunabilir. Son olarak medya kuruluşları doğrudan toplumsal faydaya odaklandıkları projeler üreterek, topluma ulaşma becerilerini olumlu yönde bir güce dönüştürebilirler.
Günümüzde sadece gençlerin değil toplumdaki her kesimin daha sorumlu olmaya yönelik isteklerini sezmek mümkün. Herkes elinden geldiğince toplum hayatına katkıda bulunmak istiyor. Bunun en önemli göstergesini 1999 deprem felaketinden sonra sayıları ve etkileri hızla artan sivil toplum örgütleri oluşturuyor. Ancak halen ülkemizde nüfusun toplumsal fayda için yaratabileceği katkıları sistemli bir şekilde değerlendirebileceğimiz bir yapıya sahip değiliz. Bireylerin toplumsal bilinçleriyle geliştirdikleri sorumluluk duygularına, kurumların sosyal sorumluluk anlayışları eklenince ileride toplumumuzun sivil potansiyelini değerlendirebileceğine inanıyoruz.
Bu yoğun temponuz için de kendinizi nasıl yeniliyorsunuz?
Bir konu üzerinde uzun süre yoğunlaşıldığında o konu ile ilgili yaratıcılığınız, üreticiliğiniz azalır ve yenilenmek gerekir, bu anlamda çok anlamlı bir soru sorduğunuz için teşekkür ediyorum. Benim kendimi yenilemedeki yöntemimin başında çok genç bir ekip ile çalışmam geliyor.
Gençler her zaman yeni fikirleri, farklı yaklaşımları ile konulara farklı açılardan bakmamı sağlıyorlar, kendimi yenilememi sağlıyor, ben gençlere güveniyorum.
Teşekkürler…