Sektörel Şirketler
Reklam Ajansları PR ve İletişim Danışmanlığı Şirketleri İnteraktif Ajanslar Medikal Ajanslar Araştırma Şirketleri Açıkhava Reklamcılığı Şirketleri Doğrudan Pazarlama Ajansları Medya Planlama ve Satınalma Ajansları Medya ve Mecra Pazarlama Ajansları Medya Takibi Ajansları Organizasyon Şirketleri  Promosyon Şirketleri Patent Ofisleri

Sektörel Kitaplar 
Pazarlama Marka  Reklam  Halkla İlişkiler  Araştırma  Müşteri İlişkileri / CRM  Satış  Siyasal Pazarlama  İletişim / Medya  Yönetim / Kişisel Gelişim  Sosyal Bilimler

Sözlükler
Pazarlama Sözlüğü Marka Sözlüğü  Araştırma Sözlüğü Yönetim Sözlüğü  Etkileşimli Pazarlama Sözlüğü  İnovasyon Sözlüğü
Ve...
Sektörel Örgütler  Sektörel Dergiler  Sektörel Linkler  İletişim Fakülteleri

PELİN AYAN

 

Pelin Ayan kimdir?

 

1978 İstanbul doğumluyum. Haydarpaşa Lisesi‘nin ardından İstanbul İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema bölümünden 2000’de mezun oldum. Üniversitenin ikinci yılından itibaren; Show Radyo, Radyo 5, Show TV ve TGRT‘de program departmanlarında yapım ve yönetimde çalıştıktan sonra, okulu bitirir bitirmez internet sektörüne geçtim. Sırasıyla Bigglook.com’da İçerik Yöneticisi,  Yeni Renk‘te şimdi adıyla Soda Medya’da Kurumsal İletişim ve Pazarlama Yöneticisi,  ekolay.net’te Pazarlama ve İletişim Müdürü ve ardından Avea’da patlican.com.tr projesinde e-pazarlamasından sorumlu Proje Yöneticisi olarak çalıştım.

Halen Aralık 2008’den bu yana XING Türkiye Pazarlama Müdürü‘yüm.  Öte yandan  Elele, Ulusoy  Travel’da  ve halen Digital Age’de ağırlıklı  internet ve kadın  konulu yazılar yazıyorum.  Yine Amerika’da www.davestravelcorner.com  adlı Amerikalı bir gezginin sitesine konuk editörlerinden biri olarak zaman zaman içerik ve pazarlama desteği veriyorum.


İnternet dünyası ile nasıl tanıştığınız tanışmanız ve bu dünyada nasıl çalışmaya başladığınız hakkında bilgi verir misiniz?

 

Üniversitenin ikinci yılından itibaren birçok iletişim fakültesi öğrencisi gibi ben de radyo ve televizyonlarda çalışmaya başladım.  Okulda öğrendiğim teorik bilgileri pratiğe dönebilmek, canlı yayın deneyimi inanılmaz keyifliydi.  Öte yandan o yıllarda ki yıl 1996 -1997 internet denilen kavram büyük çoğunluk için bir e-mail adresine sahip olmak ve Yahoo Directory, Altavista üzerinden arama yapmaktan ibaretti. Düşünün ki ben de sadece ilk e-mail adresi Yahoo olan  “acar stajyer” olarak programlar için içerik araştırmaları yapmak üzere kullanıyordum.  Üniversiteyi bitirdikten sonra Amerika’ya gitmek ve orada CNN’de staj yapmak gibi bir hayalim vardı. Bu yoldaki tüm çalışmalarımı internet üzerinden yapıyordum. İnterneti asıl keşfettiğim, hayatıma daha sonradan katacağı değerleri tahmin bile edemediğim zamanlar işte bu staj için araştırma yaptığım dönemlerdi. 

Bu araştırmalar sürerken ve o zamanlar için  usta  bir internet kullanıcısı olma yolunda ilerlerken  bir arkadaşım vasıtasıyla www.bigglook.com girdim.  Baktım site küçük bir Yahoo, üstelik Türkçe. Ne güzel vs. Bir süre siteyi takip ettim. Bir gece site yöneticilerine “info“ mailleri üzerinden mail yollayarak sitelerini çok beğendiğimi, bu dünyayı tanımak istediğimi ve uygun bir zamanda tanışmak istediğimi söyledim. Ertesi sabah beni aradılar. Şans bu ki ben mail attığım sıralarda bir editör arayışı söz konusuymuş.  1 hafta sonra ilk tanışmada “Bizimle çalışır mısınız?” teklifi üzerinden ben de ne çıkar, bu dünyayı da tanıyayım, zaten Amerika’ya gideceğim diyerek Biggistanbul ve Biggmenü İçerik Editörü olarak işe başladım.

İşte böylece standart bir kullanıcı iken,  internet profesyonel olarak hayatıma girdi.  Elbette o günlerde internet virüsünün kanıma girdiğinin ve Amerika’ya bir daha staj için gitmeyeceğimin farkında bile değildim.

 

Digital Age dergisinin belirlediği; “Türkiye’nin 25 dijital star”ından birisiniz. Bir dijital star olarak; internet ve dijital dünyanın ülkemizdeki gelişimi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

“Dijital Age ve 25 Dijital Starı”  konusu gerçekten sürpriz oldu. Dijital dünyanın gelişimi içinde yaptıkları projelerle önemli katkıları olmuş insanlarla bir arada yer almak gerçekten keyifli ve onur verici.

Digital Age’in oluşturduğu liste, yaptığı değerlendirme elbette zamana, duruma göre değişebilir; değişmelidir de. Çünkü dijital dünya çok dinamik ve çok renkli. Eskiden bir gece meşhur olan pop starların yerini artık “digital star”lar aldı.  Böylesi dijital starlar yaratan internet ve mobil dünyanın gelişimi tüm dünyada olduğu gibi bizde de oldukça hızlı sürüyor. Burada asıl önemli olan; teknolojik gelişimden öte kullanıcıların / müşterilerin buna ne kadar uyum sağladığı...

Her iki sektörde de çalışmış biri olarak,  mobil teknolojilere daha çabuk adapte olan bir müşteri /kullanıcı kitlesine sahip olduğumuzu söylebilirim.  Burada Türkiye’deki telekom şirketlerinin hakkını verip;  hem teknolojik yatırımları, hem de pazarlama bütçeleri ile bu gelişime ciddi anlamda katkıda bulunduklarını belirtmekte fayda var.

 

Ülkemizdeki internet kullanıcılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Dijital yerliler ve dijital göçmenler kavramları çerçevesinde internet kullanımındaki farklılıkları nasıl yorumluyorsunuz?

 

Öznel bir gözlem olarak değerlendirebilirsiniz; bir yanda hızlı internete, 3G’li son model cep telefonlara sahip  digital dünyayı ve burada hareket etmeyi  Facebook, Google, MSN‘den ibaret gören bir çoğunluk  - kitle ki bu çoğunluk özellikle biz pazarlama profesyonellerinin “mass” olarak değerlendirdiği kitledir -  bir  yanda da,  sayısı her gün artsa da hala azınlık olarak nitelendirilebilecek gelişmeleri yakından izleyen, internet ve mobil dünyanın nimetlerinden tam da olması gibi kendisine ve çevresine fayda sağlayacak şekilde yararlanan çok uzman bir kitle var.

Burada ilginç olan neredeyse herkesin elindeki imkânlar – alım gücü çok yüksek ve teknolojiyi birebir takip edenler dışında – aynı olsa da, sözkonusu kitlenin “daha fazlası”yla ilgilenmemesi ve “beylik” mecralara yönelmesi...  Konuşmayı, kendisini anlatmayı bu kadar seven bir toplum olarak hala “blog” denilen kavramdan haberi olmayan milyonlar var aramızda.

Tabi burada gerçek bir istisna söz konusu ki; belki bu dünyanın dinamiklerini gerçek anlamda değiştiren tek konu da budur: Facebook.

Dijital göçmenler ile dijital yerliler Facebook’ta buluşuyor.  Genci, yaşlısı, sosyali, asosyali herkes  orada...  Bu anlamda Facebook ile internetteki “ paylaşım”  gerçeğine herkesin kısa sürede adapte olması kitle alışkanlarının da değişmeye başladığının bir göstergesi. En azından artık “Sosyal Ağ” kavramını sokakta herkes “isim” olarak bil(e)mese de yaşıyor.

 

Ülkemizde dijital dünyada yapılan pazarlama çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?  Yapılan çalışmalarda gözlemlediğiniz hatalar neler?


Zamanında bir otelin halkla ilişkiler müdürüne promosyon çalışması yapmak için e-mail adresi ile web sitesinin ayrımını telefonda 15 dk. anlatmış biri olarak artık dijital pazarlamada çok ilerlediğimizi söylebilirim. Artık birçok marka yöneticisi  “internette bir şeyler yapmak istiyor.”   Bugünlere ulaşmak, dijital dünyada pazarlama adına çok sevindirici.  Bugün, işinde uzman, trendleri yakından takip eden ve çok yaratıcı projeler çıkaran interaktif ajanslarımız ve artık bu ajansları yönetmeyi bilen ve/veya öğrenmek için çaba gösteren marka yöneticilerimiz var.  Sadece online mecralar için yaratılan ve oradan büyük bir kampanyaya dönüşen projelerimiz var.

Proje yaratım,  ajanslar tarafında markayı satın almaya ikna etme ve ardından projeyi hayata geçirme konusunda da başarılıyız. Ancak hala bu projelerin markamıza kattığı değeri gösterme konusunda hem ajanslar, hem de markalar adına sıkıntılarımız var. 

Firmaların / markaların internet dünyasını verimli bir şekilde kullandıklarını düşünüyor musunuz? Markaların bu dünyada daha çok yer almaları için neler yapılabilir?


Biraz önce de bahsettiğim gibi, marka yöneticileri mecranın potansiyeline inanarak “internette bir şeyler yapmak istiyor” ve artık bu “bir şeyler” markaların üst yönetiminde de önemseniyor. Ancak hala birçok marka için internet bir kanal olmaktan çok uzak; reklam projeleri, kampanyalar ile kısıtlı kalıyor.

İnternetin çok daha dinamik, kolay takip edilemeyecek hızda anlık değişimlere gebe olması,  bu değişimleri takip etmek ve anlamak için ciddi bir zaman ayrılması gerekliliğinin bu sürece etkisi gerçek.

Ancak keyifli ve önemli bir gelişme ki markalar içinde işe alınan internet pazarlama uzmanları ile bu farkındalığın arttığını görüyoruz.

 

Sosyal medyaların ülkemizdeki kullanımı ve geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

Sosyal medya kavramı, internetin gelişimine paralel olarak hep olsa da Web 2.0’ın içerik paylaşıma, üretimine açtığı kulvar üzerinden bu haliyle,  özel platformlarıyla son 1 -1,5 senedir hayatımızda.  Şu anda kişilerden sonra markaların Twitter, Friendfeed vb. sosyal medya platformlarda marka hesaplarının açılması, o mecralara özel kampanya, kurumsal kimlik ve marka itibarına yönelik çalışmaların yönetilmesi ciddi bir konu.  Birçok marka yöneticisini bu platformlarda üstelik konuyu hakim bir şekilde sosyal medyayı yönetirken görüyoruz.  Bence bu da hem bu dünyanın, hem de pazarlama dünyasının gelişimi için önemli bir adım.  Tüm marka yöneticileri bu mecralardaki kullanıcıyı anlamaya ve dinlemeye çalışıyor.

Markalar adına gerçek bir şans; müşteri deneyimini anlık görmek, hissetmek, tepkileri duymak çok önemli. Ancak burada kritik olan marka deneyimini, marka hakkında fikirlerini paylaşan sosyal medyada yer alan kitlenin algısı,  görgüsü ve deneyimi... Bu mecralar keşfedildikçe kitle değişiyor ve markalar adına çok sıkı takip edilmesi gereken durum ve gerektiğinde doğru hamlelerle bilgilendirme, destek verilmesi gereken durumlar oluşuyor.  Bu açıdan marka yöneticilerinin de işi gün geçtikçe zorlaşıyor. Ancak bunu da doğal bir süreç olarak kabul etmek gerekiyor. 

Bundan sonraki süreçte de teknolojisi ya da “hype” olan mekanları değişse de bugünkü mantığıyla hem kullanıcıların, hem de marka yöneticilerinin var olduğu platformlar olarak hayatımızda olacaklar.

 

Yoğun olarak kullandığınız sosyal medyalar neler? Bu sosyal medyaları ne amaçla kullanıyorsunuz?


Friendfeed
ve twitter en çok kullandığım sosyal medya kanalları. Bu kanalları hem kendi adıma yenilikleri, paylaşımları görmek adına, hem de hali hazırda XING’in Türkiye adına sosyal medyalardaki  pazarlaması ve marka yönetiminden sorumlu kişi olarak kullanıyorum.
Bunun dışında Facebook, XING gibi sosyal ağları da “status” alanından gruplarına, içerik paylaşımından özel sayfa oluşturmaya kadar işim için birer sosyal medya mecrası niteliğinde kullanmaya özen gösteriyorum.

 

Sosyal ve iş networklerin kişisel markanın oluşturulmasındaki önemi nedir? Kişisel markaya katkı yapmak adına bu networkler nasıl kullanılmalıdır?


“Kişisel marka” olmak artık literatürümüze girdi. Artık şirketler bile tanınmış kişileri işe alıp, ilgili kişinin deneyimlerinin yanı sıra çevresinden yararlanmak istiyor. Bu anlamda günümüz dünyasında kişisel marka olmanın en önemli kurallarından biri de internette var olmak. Google’da kendi isminizi yazıp aradığınızda gerek sizin, gerekse çevrenizden birilerinin sizin için yarattığı bir içerik yoksa kişisel marka olmaktan çok uzaktasınız demektir.

Bu anlamda “Google’dayım, öyleyse VARIM”  gibi bir dünyadayız artık.  “page rank”i  (arama motorlarında üst sıralarda yer alma)  genelde yüksek olan iş ağlarında bulunmak, sizi kariyer profilinizle Google’a taşır. Bu anlamda sosyal iş ağlarında bir dijital kariyer profili oluşturup, düzenli şekilde güncellemek her zaman önemli.

Çünkü artık IK uzmanları da kişileri sadece klasik özgeçmişleriyle değil, internet üzerindeki varlıkları, sosyal iş ağlarındaki etkinlikleri ile değerlendiriyorlar. Ayrıca sosyal ve iş network’lerindeki çevreniz de sizi çok güçlü kılıyor. Facebook status’une reklam alan kişiler bile yakında görmeye başlayacağız. 

Tabi tüm bunlar için söz konusu network’lerde ve sosyal medyalarda birer profil yaratmak ve deneyimlerimiz, paylaştıklarımızla, diğer kişilerce takip edilen  “referans kişi”  olmayı başarabilirsek kişisel marka olma yolundaki adımlarımıza ciddi katkısı olacaktır.

 

Kriz ortamında olduğumuz şu günlerde işsiz kalan ve iş arayan bireylerin iş networklerini ne şekilde kullanmalarını önerirsiniz?


Araştırmalar gösteriyor ki hala yeni işlerin % 50sinden fazlası çevremiz, network’ümüz aracılığıyla bulunuyor. Bu anlamda XING gibi platformlarda “networking” yapmak, iş bağlantıları kurmak önemli.  Ayrıca bu tür platformların ilgili gruplarına katılıp o platformlarda uzman olduğunuz konularda etkin şekilde görüş bildirmek önemli. Bir ihtiyaç olması durumunda referans kişilerce hiç ummadığınız yerlerden iş görüşmelerine çağırılan kişiler duyuyoruz. 

Öte yandan,  XING vb. iş ağlarının en önemli işlevlerinden biri de “arama”dır. Çalışmak istediğiniz pozisyon ve/veya şirketi belirleyerek arama yapabilir, ilgili kişilere mesaj / bağlantı teklifi ile başvurabilirsiniz. Tabi burada en önemlisi; bağlantı teklifinizdeki üslubunuz. Olumlu dönüşler almak istiyorsanız, niyetinizi açık ve anlamlı bir şekilde belirtmeniz ve yönlendirme beklenmeniz gerekiyor.

 

Bize biraz da Xing Türkiye’deki görevinizden ve Xing’in Türkiye’deki faaliyetlerinden bahseder misiniz?


XING Türkiye
’de pazarlama ve iletişimden sorumlu yönetici olarak çalışıyorum. XING Türkiye olarak, XING’in marka bilinirliğine yönelik çalışmalarla Türkiye’de “sosyal iş ağı” kavramını daha geniş kitlelere anlatarak,  Türk internet kullanıcısının iş ağlarının kariyer yaşamları ve iş bağlantıları için sağlayacağı faydaları göstermek,  bu konudaki farkındalığı yaratmak öncelikli hedefimiz. Bununla birlikte Avrupa’da çok güçlü bir marka XING.

XING, Avrupa’nın 1 numaralı iş ağı iken, sosyal iş ağları arasında Türkiye’de de lider konumdayız.  Bugün, Türkiye’de çok yeni bir oluşum olmamıza rağmen, global bir platform olan XING’in Türkiye’deki lokal yönetim ve çalışmaları ile Türk internet kullanıcısının iş ve kariyer hayatına yarattığı değer ve faydaları duyuyor, görüyor ve gururlanıyoruz.

 

Global ve yerel hangi markaları beğeniyorsunuz? Bu markaları beğenme nedeniniz nedir?


Elbette birçok marka var; beğendiğim.  İsim vermeyi tercih etmiyorum ancak genel anlamda lider, güçlü ve kendini sürekli yenileyen, enerjik markaları seviyor ve tercih ediyorum.  Öte yandan çok “niche” işlerle kendini ifade özellikli markalara her zaman değer vermişimdir. Bir gün kendi işim için bir marka yaratacak olsam kesinlikle çok “niche”, farklı bir marka yaratmayı tercih ederdim. 

Benim açımdan markaların “kokuları” vardır. Müşteri üzerinde yarattığı etkiyi koku ile ifade ederim genelde. Bu anlamda vanilya kokulu bir butik otel markası yaratmak çok keyifli olabilirdiJ

 

İş dışındaki hobilerinizden bahseder misiniz?

 

Dünyanın üçüncü büyük sivil toplum örgütü olan Junior Chamaber International – Genç Liderler ve Girişimciler Derneği (JCI) üyesiyim.  JCI, dünya üzerindeki toplumlarda pozitif değişime ve gelişime katkıda bulunmak için gençlerin liderlik ve girişimcilik becerilerini, sosyal sorumluluklarını, ulusal ve uluslararası dostluklarını geliştirme misyonunu taşıyor. Derneği uluslararası arena en önemli projelerinden biri TOYP / Ten Outstanding  Young Persons  Türkiye’deki adıyla  Türkiye’nin 10 Başarılı Genci Yarışması’nda Sosyal Medya Direktörü olarak görev alıyorum.  

TOYP projesinin sosyal medya ve internetteki duyurumu konusunda çalışmalar yapıyoruz. Bu vasıtası ile ülkemizi dünyaya tanıtma misyonunu da içeren projemize aday önerilerinizi de bekliyoruz. www.toyp-tr.org adresinden detaylı bilgi alabilirsiniz.

Dernek faaliyetlerinin yanı sıra fotoğraf çekmeyi ve seyahat etmeyi çok seviyorum.  Ayrıca daha önce belirttiğim gibi dergilerde yazmak benim için aynı zamanda bir hobi. Amatör olarak da moda çizimlerim sözkonusu.

 

Son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı?

 

Pazarlamadunyasi.com’a bana bu fırsatı verdiği için teşekkür ederim. Ayrıca benimle iletişim kurmak isteyenler aşağıdaki sosyal mecralardan bana ulaşabilirler.

www.twitter.com/pelinayan
www.xing.com/profile/Pelin_Ayan

 

Teşekkürler…

Geri   Yazıcı Dostu    Arkadaşıma Gönder 
   
Copyright © 2005 - 2009 Mustafa DURAN - Her Hakkı Saklıdır.
powered by PBS Bilişim Danışmanlık