AYGÜL PEMBECİOĞLU (viki)
Aygül Pembecioğlu kimdir?
İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi resim bölümü mezunudur. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Tasarım bölümüne birincilikle girip, bölümü bitirmeden okuldan kaçmıştır. Ortaokulda bilgisayar oyunları ile bilgisayarla, lise döneminde ise internetle tanışmıştır.
Yaklaşık 12 yıldır yeni medya alanında tasarım, uygulama, strateji, marka yönetimi ve bölüm direktörlüğü gibi her aşamada görev yapıp, ödüller kazanmıştır. Kendisini kısaca “dijital reklamcılığın İsviçre çakısı” olarak adlandırmaktadır.
2001 yılından bu yana profesyonel çalışmalarına ek olarak, tasarım ve reklam gibi niş alanlara yönelik topluluk ve blog siteleri kurmaktadır. Türkiye'nin bilgisayar grafikleriyle ilgili ilk internet sitesi olan Cgbug.com'un kurucusudur. İş hayatı ve internet sitelerinden zaman kalırsa yine tasarım ve interaktif mecra üzerine workshop’lar hazırlamakta, araştırmalar yapmakta, konferanslarda konuşmakta ve dergi yazıları yazmaktadır.
İnternet dünyasında herkes sizi “viki” olarak tanıyor. Neden viki? Viki neyi simgeliyor?
İnternetle ilk tanışmam IRC ve yine internetten oynadığımız kovboyculuk oyunu “Outlaws” dönemi idi. O zamanlar bir sürü isim değişikliği yapsam da, en son şirin ve kısa bir sözcük olduğunu düşündüğüm uydurulmuş bir isim olan “viki” kaldı. Sonradan öğrendim ki “viki” aynı zamanda Viking çizgi filmindeki karakterin de adıymış. Zaman geçtikçe “viki” lakabı, kendi gerçek ismimden daha çok kabul gördü. Ben bile “viki” ismini kendi ismimden daha çok benimsemiş durumdayım.
Bize kurucusu olduğunuz bigumigu.com ve hintkumasi.com hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bigumigu.com’u eşim Yalçın Pembecioğlu ile 2005 yılının sonunda, kendi ilgi alanlarımıza giren konulardaki haberleri arkadaşlarımızla paylaşmak için kurduğumuz bir yapı olarak kurguladık ve yarattık. Site, süreç içinde kendine reklam, tasarım ve pazarlama konusunda bir kitle yarattı. Şu anda 4.200’den fazla üyesi ile her gün güncellenen ve yeni pazarlama iletişimi projelerinin ilk duyulduğu bir mecra haline geldi. İlk açıldığımızda, 3 yıl önce, öğrenci olan ilk üyelerimizin şu anda çalıştıkları ajanslarda yaptıkları işlerini haber yapmaya başladık. Bu durum da ayrıca koltuklarımızı kabartıyor. Sitenin içeriklerini ve yönetimini 2 kişi (ben ve eşim) yapıyoruz ama üyelerimizin desteğinin ve bizim müsait olmadığımızda ekledikleri haberlerin ne kadar makbule geçtiğini de belirtmeden geçemeyeceğim.
Hintkumasi.com’un kurulma hikayesi ise biraz daha farklı. Hint Kumaşı’nı Tolga Öçal ile yürütüyoruz. Sitenin konsepti paylaşımdan değil, ihtiyaçtan ortaya çıktı. Özellikle yönetici olduğum interaktif projelerde beraber iş yapabilecek kreatifleri rahat bulamıyor olmam, son işlerini bilmiyor olmam benim için hem sorun hem de onları araştırmak zaman kaybına neden oluyordu. Benim gibi bu tür dertleri olanlar için, her şirketin yaptığı CV havuzu olayını, ben kendim için değil herkes için yapmış oldum.
Tabi CV havuzlarında göz ardı edilen yetenekli yeni mezun kişilerin de çevre edinebilmesi, sektörde hızlı ilerlemesine Hint Kumaşı’nın ayrıca yardımcı olmasını amaçladım. Siteye eklenen her yeni bölüm benim hayat tecrübelerimden ortaya çıkıyor. Örneğin iş arama süreçlerimde “acaba bu ajans nasılmış” diye kendim ajanslar konusunda meraklandığım için “Ajans İncelemesi” bölümünü siteye ekledim. Sitede “cevher” ve “takipçi” diye 2 ayrı üyeliğin olması da bu yüzden. İşin içinde olmayanlar çalışmalar hakkında bıdı bıdı yapmasın diye onları siteye takipçi olarak kabul ediyoruz. Sitedeki üyelerin gerçek işe yarayan yorumlar ya da çalışmalar görmeleri ve Hint Kumaşı’ndan soğumamaları benim en önem verdiğim konu.
Her iki siteyi de demokratik bir yapıda yürütmüyoruz. Sanırım sitelerin deformasyona uğramama ve takipçi kitlesinin devamlı olmasının ana nedeni bu yüzden. Bigumigu’da bizim istemediğimiz içerikler yayımlanmaz (üyelerin yaptığı haberler Yalçın ya da benim onayımdan geçer), Hint Kumaşı’nda ise işleri yeterince iyi olmayanlar siteye üye olarak alınmaz (kulağa biraz acımasız geliyor biliyorum).
Her iki sitenin de tasarım ve konsepti bana ait. Kendim nasıl bir siteye ihtiyaç duyuyorsam ve tabi ki kullanmak istiyorsam o şekilde kurguluyorum siteleri. Bigumigu Kasım ayında yenilenecek (ne cicilikler geleceği konusunda merakta bırakıyorum), Hint Kumaşı ise bu sene yeni fonksiyonlar eklenerek hayatına devam edecek.
Ülkemizdeki internet kullanımı ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Bunu hem kullanıcılar hem de markalar açısından değerlendirebilir misiniz?
İnternet kullanımı hepimizin bildiği gibi her geçen gün artıyor. Artık bir ürün alınacağı zaman internette araştırma yapmadan alan neredeyse benim çevremde kimse yok. Bilmediğimiz bir şey ile karşılaşınca hemen “Google yapsana” lafını yapıştırıyoruz. Sadece gençler değil yavaş yavaş orta yaş üzeri de bilgisayar başında zaman geçiriyor. Annem benim yoğun çalıştığım dönemlerde beni rahatsız etmemek için (agresif oluyorum da :)) Friendfeed ve Facebook’tan takip ediyor, mesaj atıyor. Gün geçtikçe daha da internetkolikliğimiz artıyor. Açıkçası bunun için sevinsem mi üzülsem mi bilmiyorum. Teknoloji delisi birisi olsam da kimi zaman bu kadar internet içinde yaşıyor olmaktan rahatsızlık duyuyorum.
Kullanıcıları kendi hallerine bırakıp, markalar açısından ele alırsam, markalar hala ne yazık ki interneti düzgün kullanmayı bilmiyorlar. Önceleri internet diyince sadece web sitesi akla geliyordu, herkes web sitesi yaptırıyordu. Sonra azıcık bilgilenince, markalar şimdi de ne trend olursa onu yapmaya çalışıyorlar. Her zaman anlatmaya çalıştığım, nasıl zamanında moda diye hepimiz transparan bluzları giymiyorsak (hepimize yakışmayabilir :P) markaların da “bu trend oldu hadi yapalım”ları bırakacağını umut ediyorum. İnternet stratejisi muhteşem diyebileceğim ve sene boyunca aynı geleneksel mecradaki reklamlar gibi devamlı iletişimde kalan Türkiye’de marka görmek çok zor.
Yavaş yavaş nasıl reklam ajanslarında çalışanlar marka tarafına geçiyor ve reklam ajansının üretmesine olanak sağlıyorsa; özellikle dijital ajanslardan çıkan kişilerin de artık aktif markalardaki pozisyonlara geçip, dijital ajansları yönlendirmesini heyecanla bekliyorum. Asıl projelerin çıtaları bence işten anlayan markalar ile ajanslar bir araya gelince olacak. Geçmiş senelere göre gelişmeler ne kadar olsa da şu anda hala internetle çok içli dışlı olmayan marka yöneticilerini eğitip, bin bir acı ile proje kabul ettirdiğimiz dönemleri yaşıyoruz.
İnternette bu gelişmelerin pazarlamayı ne şekilde etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
Yeni nesiller internetle doğduğu için artık markalar neredeyse internetsiz proje düşünmüyorlar. Özellikle kriz döneminde reklam ajanslarından birçok işten çıkarma duyarken, dijital reklam ajansları yeni insanları işe almaya çalışıyorlar. Küçülme yerine büyüme hatta reklam ve medya şirketlerinin satın alımlarını duyuyoruz.
İnternet projeleri geleneksel reklam mecrasından ucuz olduğu için interaktif ajanslar için iyi bir zamana girdik. Her marka internette bir şeyler yapmak ve farklılaşmak için kendini geliştirecek. Bu da yenilikçi projelerin çıkacağını ümit ettiğim bir dönem. Artık umuyoruz ki zamanında ElfYourSelf projesi ile başlayan kafa yerleştirmeli ya da resmini çek gönderli kampanyaları görmeyeceğiz.
Markaların internet mecrasında yaptıkları kampanyaları yakından takip eden biri olarak; bu alanda yapılan çalışmalarda bulduğunuz eksiklikler nelerdir? Siz bir kampanyayı değerlendirirken hangi kriterleri dikkate alıyorsunuz?
Projenin stratejisini ya da ajansın müşteri ile yaşadıklarını bilmeden yorum yapmak ne kadar doğru olmasa da ben de herkes gibi dayanamayıp bazı konulara dikkat ediyorum. Bunlar; genelde daha önce projenin 101 defa yapılıp yapılmadığı, hadi diyelim yapıldı yine de o fikri geliştirip geliştirmediklerine, projenin kurgusunda garip bir yer olup olmadığına, projede prodüksiyon varsa çekim kalitesine, tasarım konusunda farklılaşıp farklılaşmadığına, temiz bir uygulama olup olmadığına ve tabi ki kullanım kolaylığı olup olmadığına bakıyorum.
Son günlerde interaktif ajansların medya planlama ve reklam ajansları tarafından satın alındığını görüyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz? Sizce İnteraktif ajansları gelecekte neler bekliyor?
Gerek reklam ajansları gerekse medya ajansları bu satınalmaları çok daha önce yapmalarını bekliyordum. Yurtdışında birçok reklam ajansının başına dijital ajanslardan insanlar geliyor, hatta artık dijital ajanslar geleneksel reklam ajanslarının konkurlarına katılıp 360 derece düşünebildikleri için işlerini onların elinden alabilecek duruma geldiler. Hem reklam hem de medya ajansları tarafından geleneksel mecra ile ulaşabildiğiniz kişiler ne kadar fazla olsa da reklam kirliliği nedeni ile dijital dünyada farklı marka deneyimi yaşattığınızda el üstünde tutulduğunuz artık fark ediliyor.
Tabi dijital dünya normal TV ya da radyo reklamından farklı olduğundan yıllarca TV için reklam kampanyası düşünen birine “hadi hop sen şimdi bunun bir de dijital ayağını düşün” diyemiyorsunuz. Şu anda reklam ajansları kendi içlerindeki açıkları kapatmaya çalışıyorlar bu alımlar ile.
Türkiye’de, dünyadaki dijital alandaki gelişmelerin geriden takip ettiğini düşünürsek, bu sene daha bu satınalmalar ya da kendi bünyesinde dijital ajans açma olaylarını daha çok duyacağız.
Dünyada sosyal mecralarda bir yükseliş var. Bunun ülkemize yansımaları konusunda neler söyleyebilirsiniz? Bu mecraların markalarımız tarafından doğru kullanıldığını söylemek mümkün mü?
Markalar bu konuda da trend furyasına takıldılar. Geçen sene toplantıların konusu Facebook aplikasyonuyken bu sene “bloggerlar ile bir şeyler yapmak istiyoruz” şeklinde geçiyor. Tabi bir de “blog açalım, twitter accountumuz, Flickr accountumuz olsun”lar da yanında anılan ayrıca konu başlıkları.
Henüz tam sosyal mecraların konumlandırılması yapılamıyor. Mecra spesifik gidersem örneğin bloggerlar konusunda; “Basın bültenimi gönderiyim beni yazsın” ya da “bir kutu ürün gönderiyim ürünümü incelesinler” çok fazla çoğaldığı için bloggerlar fenalık geçirmeye ve tepki göstermeye başladılar. Medya ajansları bloggerlar ile yeni yeni tanışmaya başladılar. Filtreden geçirilmeden her blog ile yapılan projeler bir şekilde tepebiliyor.
Markaların her iki taraf içinde win – win olabilecek ve sadece ürün gönderme olmayan proje fikirleri ile çıkması gerekiyor. Mümkünse markanın online bir yüzü olması da daha bir cici olur. Ben açıkçası PR ajansı yerine markanın online yüzü olan kişi/kişiler ile konuşmayı ve onun bana verdiği doneleri paylaşmayı tercih ediyorum. Medya ya da PR ajansı arada olunca insan zorlanıyor samimiyetin gerçekliği konusunda (blog yazan kişi yönümle cevapladım son kısmı).
Ülkemizde öncelikle takip ettiğiniz bloglar ve internet kaynakları hangileri?
Türkiye’den takip ettiğim çok az yer var. Aklıma ilk gelenler; tesekkurederiz.tumblr.com, elmaaltshift.com, viralp.blogspot.com, farketing.com, modatrendenin.blogspot.com. Yurtdışından takip ettiğim sitelerde favorilerim Adage.com ve Creativityonline.com. Bunların haricinde bir de Friendfeed.com’da dijital sektörden tanıdığım ve takip ettiğim kişilerin post ettikleri linkleri takip ediyorum.
Yerli ve yabancı hangi markaları beğeniyorsunuz? Bu markalarda sizi etkileyen unsurlar neler?
Kreatif ajans olarak özellikle cin fikir ve uygulamaları nedeni ile Crispin Porter + Bogusky’nin işlerini seviyorum. Özellikle Burger King için yaptıkları basit ama vurucu Whopper Freak Out (http://www.bigumigu.com/haber.asp?hid=2846) ya da geçenlerde yasaklanan Whopper Sacrifice (Facebook’tan arkadaşını silene Whopper hediye kampanyası - http://www.bigumigu.com/haber.asp?hid=4106) inanılmaz işlerdi.
Daha kurumsal olarak bakarsam, geçen sene Cannes ödüllerine damgasını vuran Japon markası Uniqlo’yu (http://www.bigumigu.com/haber.asp?hid=3448) seviyorum. Kıyafet markalarının sıkıcı tanıtımlarını, yaptıkları interaktif ve değişik çözümlerle şölene çevirdiler. Basit bir anket uygulamasını (http://www.bigumigu.com/haber.asp?hid=3948) ya da sponsor (http://www.bigumigu.com/haber.asp?hid=3971) oldukları bir event’i tanıtımları ile sadece kendi ülkelerinde değil, tüm ülkelerde izlenmesini sağladılar.
Aygül Pembecioğlu olarak bireysel tanıtımınız için neler yapıyorsunuz? Bireylerin kendi tanıtımları için interneti nasıl kullanmalarını önerirsiniz?
Bireysel tanıtım için bir şey yapmıyorum. Varolan sitelerim sevilip kabul edilmesi nedeni ile genelde biliniyor olabilirim. Özellikle blog tutun, Twitter kullanın, x toplantısına gidin kartvizit dağıtın gibi söylemler bana doğru gelmiyor. İnternette neler yapılabileceğini kabaca bilin sonra da içinizden ne yapmak geliyorsa onu yapın ve “yaptığınıza inanın”. Siz kendinize ve yapmak istediğinize inandıktan sonra mutlaka sizinle yolu kesişenler ile tanışacaksınız. Benim yaptığım bu.
Gelecekte yeni projeler var mı?
Her gün yeni bir proje yapalım diyorum. Ama ne kadarını hayata geçireceğim konusunda henüz emin değilim. Kısaca var diyip, ucunu açık bırakalım diyorum.
Kendinizi yenilemek için neler yapıyorsunuz? İnternetsiz kalabildiğiniz zamanlarınız oluyor mu?
Mevsime göre değişiyor. Hava güzelse motosiklete atlayıp gezinmeyi, keyif yapmayı seviyorum. Hava kötü ise araba ile gezinmeye çeviriyoruz bunu (araba kullanmayı bilmediğim için eşimi kurban ediyorum tabi bu zamanlarda). Ağva, Şile ya da Kilyos’a gidip yenilenip, İstanbul’a dönüyoruz. İstanbul’dan uzaklaştığımız zamanlarda internetsiz oluyorum, hatta cep telefonunu bile kapatıyorum. Sonra teknolojiyi özleyerek, koşa koşa eve dönüyorum.
Son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı?
O kadar uzun bir röportaj oldu ki daha bir şey eklersem okuyan kişiye eziyet etmiş olurum. Öncelikle size, sonralıkla uzun yazımızı okuyan okuyucularınıza teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca sorusu olan varsa viki@bigumigu.com adresinden bana ulaşabilir :)
Teşekkürler…